Fanus, 2020
Bir Fotoğraf, Üç Zaman, Üç Düş Katmanı
Üç fotoğraftan oluşan bu tekil anlatı, çocukluk hayal gücünün saklandığı imgelerle, belleğin camdan katmanlarında yankılanan bir zaman yolculuğudur.
Anneannemin evindeki yağlıboya manzara tablosuna duyulan çocukça hayranlıkla başlayan bu anlatı, bugün avuçta taşınan bir teraryumun içindeki ekosistemde yeniden hayat buluyor.
İçinde yaşanmasa da aidiyet hissi uyandıran düşsel evler, imgeler ve patikalar bu üçlü yapıda buluşuyor.
…..
Bazı imgeler zamanla silinmez, aksine içimize yerleşir. Onlarla büyürüz. Onlarla düşünür, hatırlarız. Bazen bir evin sessiz bir köşesinde, bazen bir tablonun içinde saklı kalırlar.
Anneannemin evinde bir resim vardı. Oval çerçevede, ormanın ortasında yalnız bir ev. O resme çocukken uzun uzun bakardım. Kimseyle konuşmaz, sadece izlerdim. Sonra usulca içine girerdim. Patikalar açılırdı önümde. Ayaklarım taşlara, ellerim dallara dokunurdu. Sesten çok sessizlik vardı. Ama o sessizlik eksik değil, tamamlayıcıydı. O evin içine girdiğimde her şey mümkün olurdu.
Belki de ilk hayalimdi o ev. İlk sığınağım.
Yıllar geçti. O evin nerede olduğunu bilmiyorum artık. Ama bir gün Begüm elinde küçük bir fanusla geldi. Camın içinde bir dünya: toprak, yosun, birkaç incecik dal. Masama bıraktı.
“Bu yaşam düşlerinde ve gözünün önünde büyüsün” dedi.
O günden beri, bu fanusa bakarken o tabloyu hatırlıyorum. Belki de fanusla tablo aynı yere açılıyor. İkisi de gerçek değil ama ikisi de bana ait. Camın içindeki küçük evren, tıpkı çocukluk hayalim gibi: dokunulmaz ama var.
Üç fotoğraf çektim. Biri, yıllar önce kaybolduğum manzara. Biri, Begüm’ün getirdiği fanus. Üçüncüsü, ikisinin yan yana durduğu an.
Hepsi birbirine bir şey söylüyor. Ama yüksek sesle değil. Sadece bakarsan, sadece beklersen duyulacak türden bir şey.
Fanus, belki de hayalin maddi hâlidir. Bir yerin içinde değil, bir zamana ait de değil. Kendi habitatını yaratır. Kırılgandır. Ama yaşar. Tıpkı içimizde taşıdığımız düşler gibi.
